Destansı: Harry Potter ve Melez Prens
Harry Potter, Türk seyircisiyle 2001′de tanıştı ilk olarak. Çoğu kişi ilk film Felsefe Taşı’nı izledikten sonra büyülü dünyasına kapılıp kitaplarını okumaya başladı. Okudukça okudu.. Sonra ikinci film geldi, sonra üç, dört, beş ve altı.. Son film de iki bölüm halinde çekilecek. Kitap serisi bitince hayranlar bu sefer kendilerini filmlere verdi ve beklentileri çok yüksekti.
Kitapları okuyanlar, filmlerin sayısı arttıkça hayal kırıklığına uğramaya başladılar. Kitaplardan haberdar olmayanlar için ise bir sorun yoktu çünkü görsel açıdan ve hikayenin genel olarak yansıtılması yeterliydi onlar için. Önceki filmlerden edindiğimiz tecrübelere göre artık kitaplarla filmleri kıyaslamıyoruz. Filmler yaklaşık iki buçuk saat sürerken her kitap bir öncekinden daha uzun oluyor. Yani senarsitlerin her yeni filmin uyarladığı kitabı iki buçuk saate sıkıştırabilmesi için kitaptan daha fazla detayı ve karakterleri kırpması gerekiyor. Bu sayede her yeni filmiyle Harry Potter serisi senaryo anlatımı bakımından daha odaklı, daha hızlı bir tempoya sahip, daha sürükleyici birer sinema deneyimine dönüşüyor. Ancak son filmin iki bölüm halinde çekilecek olması hayranların beklentisini arttıyor, orada daha fazla şey göreceğiz çünkü.
Harry Potter ve Melez Prens‘in ilk 13 dakikası IMAX’de üç boyutlu olarak gösteriliyor. Film efektlerinin teknolojinin gelişmesiyle her geçen gün daha etkili hale gelmesi, özellikle bu filmde görsel bir şölen yaratıyor. Hiç bir konuyu beğenmeseniz bile filmin görsel yönüne kesinlikle hayran kalacaksınız. Bu yönden müzikelriyle birlikte serinin en iyisi.
Melez Prens (Half-Blood Prince), kitap bakımından serinin kilit noktalarını içeriyor. Ancak yukarda belirttiğim gibi sayfa sayısı arttıkça kesilen yerler de artıyor. Bu kilit noktalar belki kitapları okumayanlar için pek önemli değil ancak okuyanlar bundan biraz şikayetçi. Ama kırpılan yerler de beşinci filmdeki gibi fazla önem taşıyan yerler değildi, konu bütünlüğünü bozmuyordu yani. Şikayetler genelde kesilen sahneler ve karakter odaklı. Peki böyle olumsuz tepkileri verenler, ne bekliyorladı ki? Tüm sahnelerin filme alınıp 5-6 saatlik monoton bir sinema filmi mi? Senarsitler ve yönetmenler destansı bir kitabı perdeye düzgün bir şekilde uyarlamak için tamamen ana hikayeye ve ana karakterlere bağlı kalıyorar. Böylece anlatım olarak gerçek bir sinema filmi ortaya çıkıyor. Eğer kitabı okuduktan sonra hayalimizde canlandırdığımız görüntüleri perdede A’dan Z’ye elverişli bir biçimde önümüze serilmesini bekliyorsak o zaman kitabı okumanın ne gereği var?
Filmde dikkati çeken bir diğer konu ise aşk. Filmden önceki bütün röportajlarda aşkın daha ön plana çıkacağını zaten duymuştuk. Gerçekten de öyle. Kitapta olmadığı kadar abartılan bir aşk kurgusu var. Karakterler büyüdükçe herkes lise aşıkları moduna girmiş. Harry’nin Dumbledore’un yardımıyla Voldemort’u yok etmenin yollarını aradığı ana hikaye kadar bu aşk kurgusunun da ağırlıkta olması filmi ilgi çekici ve izlenesi kılıyor.
Ünlü süpürge oyunu Quidditch de uzun bir aradan sonra bu filmde geri dönüyor. Üstelik komik ve heyecanlı. Özellikle Ron ve McLaggen ön plana çıkıyor bu sahnelerde. Ron demişken, filmdeki bütün komedi tamamen Ron’un üzerinde yoğunlaşıyor ve genç aktör Rupert Grint de bu işin üstesinden başarıyla gelmiş. Genç aktörlere baktığımızda bu şekilde başarılı performans sergileyen Tom Felton (Malfoy) ve Emma Watson (Hermione) geliyor. Özellikle Tom, karakteriyle bütünleşerek kendinden beklenmedik bir performans sergiliyor. Yetişkin oyunculara ise söyleyecek söz yok, özellikle Alan Rickman (Snape) ve Michael Gambon (Dumbeldore) bu filmde, öncekilere nazaran fevkalede.
Sonuç olarak Harry Potter ve Melez Prens filmi -kimileri için- kitaptan bağımsız olarak, her açıdan serinin en kaliteli ve destansı filmi.



